17 Aralık 2011 Cumartesi

"Yarın" Yazarken Kısa, Yaşarken Uzundur

  Korkuyorum hayattan, olacaklardan, bir sabah uyandığımda bir şeyleri kaybetmekten korkuyorum; mutfak tezgahında öylece duran fincanımın bile kırılmasından korkuyorum. Bazen yolda yürürken, kırılmış şişe parçalarını gördüğümde "ya düşersem" diye korkuyorum, üzerine basmadan geçerken.
Her akşam yatarken dua ediyorum, yarın sabah da hayatım bu sabahki gibi olsun... Eğer bir eksik yoksa hayatımda o gün güzeldir çünkü. Bu duayı ederken kalbim hızlı atmaya başlıyor, tüm sevdiklerim parça parça birleştirilmiş video klip gibi kirpiğime takılıyor, nefes alamıyorum. Büyümedim çocuk kaldı bir yanım, hala o ilkokuldaki annemin beni ilk bıraktığı gün ki kadar korkağım işte. Küsmekten birine kızmaktan da korkarım, ya kalp kırıklığı ile ben ona sevdiğimi söyleyemeden eksilirse hayatımdan.
 17 Ağutos 1999'da korkmaya başladım ben böyle... Ay her zamankinden büyük görünmüştü o gece. Güzel bir yaz akşamı eğlencesinden sonra, yorgun ve mutlu yatmıştım... Bir gürültü ve sallanmayla gözümü açtım ve geçmesi için gözlerimi sıkıca kapayıp dua ettim. Sallanma bitmiyordu saniyeler saat gibiydi o an akreple yelkovan paydos etmişti sanki. Babam geldi, kardeşimi uyandırdık merdivenlerden inerken hala sallanıyordu dünya, huzurla girdiğim evimden kaçarak uzaklaşmaya çalışıyorduk. Sokağa çıktığımda gökyüzündeki yıldızlar bizim yanımıza gelmişti, elektrik yoktu da onlar aydınlatmak istemişti. Yıldızlara baktığımda mutluydum; ben, ailem ve kedim bir aradaydık  ve evimiz karşımızda sapasağlam duruyordu. Telefonlar çalışmıyordu, kimsenin neler olduğuna dair en ufak fikri yoktu. Arabaların farlarıyla birlikte aydınlandı dar sokaklar, radyodan kesik kesik haberler duyuluyordu. İstanbul'da büyük deprem, büyük facia... İstanbul yerle bir...


O İstanbul benim tanıdığım kişileri, arkadaşlarımı ve evimi kapsıyordu. Haber alamazdık, ya kötü bir şey olduysa, evleri sağlam mıydı? Kurtardığımız canımız sabahı sabah etmişti bu sorularla. Hele bir de elektrik yeniden gelip de televizyonu açtığımız o ilk dakikalar... Yıkılmış dökülmüş evler, kağıt gibi yerle bir olmuş hayatlar... Çığlıklar hem kurtarmak hem kurtarılmak için yükseliyordu. Gazeteler siyahtı, acılı bakan gözler, artık pes etmiş vücutlar çıkıyordu kağıttan evlerin altından. Ulaşmak istediğim kim varsa ulaştım o sallanan günden sonra, iyi oldukları için her defasında şükrettim. Sevdiğim herkes ve her şey hayattaydı, o günden bana miras kalan tek şey korku oldu işte.
  Şimdi sallanmasına gerek yok dünyanın, ben her gece ertesi gün için dua ederek uyuyor ve her sabah şükrederek uyanıyorum. Korktuğum, dünyanın sallanması değil ama korktuğum hep yarın varmış gibi yaşarken gözden kaçırdığımız minik detaylar. Şimdi birine sevdiğimi belli etmekten, özür dilemekten, af beklemekten korkmuyorum, bunu yapmazsam eğer pişman olurum diye korkuyorum. Etrafımdaki her şeyi yarınımız olmazsa diye sımsıkı sarıyorum.
            "Keşke olsaydı" yerine "İyi ki var" demeyi seçtim; ama yine de bu kocaman bir korkak olduğum gerçeğini değiştirmez sanırım...


Fotoğraf: Burçin Öztunç Yıldırım Twitter ile Paylaş Facebook ile Paylaş
Yorum Gönder